
antrologos | alper sezener
Antrologos, insanın kendini anlatma çabasına verilen addır; fakat bu, yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda insanın kendisiyle hesaplaşmanın zorunlu ve kaçınılmaz bir biçimidir. Anthropos ile logos burada durağan bir uzlaşma ya da barışçıl bir sentez içinde değildir; tam tersine, içkin bir gerilimle sürekli çatışan, birbirini sorgulayan iki ayrı sesi temsil ederler. İnsan kendini anlatmaya çalıştığında, tam da bu anlatının içinde kaybolur; dil, onu tanımladığı anda sınırlar, sabitler, donuklaştırır. Antrologos, işte bu paradoksun adıdır: kendimizi anlamak için konuşuruz, ama konuştukça anlamsızlaşırız.
Bu yönüyle antrologos, bildiklerimizi sergilemekten çok, anlamadıklarımızı açığa vurma cesaretinin ifadesidir. Bilginin gösterişinden değil, bilgisizliğin itirafından beslenir. Çünkü insan, en çok kendini anlatmaya çalıştığında suskunlaşan, en çok anlamlandırmaya çalıştığında anlamsızlıkla yüzleşen varlıktır.
Antrologos, insanı tanımlamaya girişmez; çünkü tanım, her zaman bir sona işaret eder, bir tamamlanmışlık varsayar. Oysa içinde bulunduğumuz bu tuhaf varoluş, daima eksik, daima yarım, daima açıktır. Antrologos, bu eksikliğin nedenini sormaktan vazgeçmeyen, yanıtsız kalsa da soru sormayı sürdüren, derin ve açık uçlu bir çağrıdır. Belki de asıl soru şudur: İnsan, neden kendini anlatmaya bu denli muhtaçtır? Ve bu anlatı, neden hiçbir zaman yeterli değildir?
Üstüne düşünelim...


Abone Olun!
Yeni Yazılardan haberdar olun